İşlevsel Bir Yaşam Mümkün Mü?
- Halit Düzova
- 27 Şub 2022
- 2 dakikada okunur
Anlamlı bir yaşam, belki de tüm hayatımız boyunca aradığımız ve varoluşumuzun en temel kaynağı olan ama asla yüzleşemediğimiz düşünce. Günümüz “modern çağ“ dünyasında bunu düşünmek, buna kafa yormak ya da isteğimizin bu olduğuna inanmamız ne mümkün! Peki bu şekilde varoluşundan kaçan bireylerin oluşturduğu; tüketimin, yoğunluğun, konformist yaşamın, tekdüzeleşmenin bir yaşam tarzı haline geldiği toplumda, anlamlı bir yaşam arzumuzu nasıl gerçekleştirebiliriz?
İşlevsel ve basit bir yaşamın anahtarı, köklerini doğu felsefesinden alan minimalizmdedir. Minimalist yaşam; insan hayatındaki maddi ve manevi unsurları, ihtiyaçlara göre sınırlayıp en aza indirgeyerek, daha fazla odaklanabilirlik, hareket serbestliği, yaşam konforu ve kalitesi kazandıran yaşam şekli anlayışıdır. Şu an hayatımızda işlevi olmayan ama hala hayatımızda tuttuğumuz nesneleri veya ilişkileri gözden geçirelim. Bu liseden sakladığımız bir defter, en sevdiğimiz derginin bir sayısı, sevgilimizden aldığımız bir çiçek, giymediğimiz ama atmaya kıyamadığımız kıyafetler, evde süs adı altında koyduğumuz her şey olabilir, yapmamız gereken bu nesnelerin işlevselliklerini değerlendirmek, işlevsiz bulduklarımızı bağışlamak ya da elimizden çıkarmak olmalıdır. Hayatımızda geçirdiğimiz bazı özel anlardan eşyalar biriktiririz ancak onlardan da kurtulmalıyız çünkü bizim için önemli olan andır, o anda bize eşlik eden nesneler değil. Yaşamımızdaki ilişkiler için de benzer şekilde düşünebiliriz; benliğimizle uyuşmayan, bizi boğan, yoran ve kendimizi görüşmek zorunda hissettiğimiz tüm ilişkileri niteliklerine göre tekrar değerlendirmeliyiz. İlişkiler içinde ilişkisizlik yaşamamak, kendimize ve sevdiklerimize daha çok vakit ayırmak için işlevsel ilişkilerimize odaklanıp benliğimize uyumlu olmalıyız.
İşlevsellik, tüm terapi ekollerinin bireyde arttırmak istedikleri temel kazanımdır. Peki terapi sürecinde kazandırılmak istenen işlevselliği azaltan, tutum veya davranışların sebebi nedir? Bireyin yaşadığı kaygı ve stres faktörlerinin kaynağı günümüz yoğun yaşam koşullarından gelmektedir. Gündelik yaşamın stresi her birey için değişse de işlevsel yaşamdan uzak 21.yy insanları için yaşamın kendisi bir stres kaynağı olmuş durumda. Her gün neredeyse her an birçok uyarana maruz kalıyoruz; bize ne almamız, nasıl olmamız, nasıl düşünmemiz gerektiği ve işlevsellikten öte tüketimin gerekliliği; reklam, sosyal medya, televizyon veya afişlerle biz farkında olmadan zihnimize bir norm olarak yerleştirilmiş durumda. Tüm bunların etkisi olarak çalışmaya tutsak olmuş durumdayız çünkü bize kazandığımız, harcadığımız kadar var olduğumuz toplum normu gibi öğretildi. Bunun sürdürülebilir olmadığı ve insanoğluna ne kadar yabancı olduğu günümüz toplumuna baktığımızda daha iyi anlaşılıyor. Evrimsel süreci düşündüğümüzde de doğada yaşayan insan için tek uyaran doğanın kendisiyken şimdi insanoğlu kendi oluşturduğu sistem içerisinde kendine yabancılaştı ve kendi varoluşsal boşluğunu yarattı, ancak insanoğlu bundan yine kendi eliyle kurtulabilir.
İşlevsel yaşamın sırrı minimalizde gizli, minimalizm, hayatın fazlalıklarını elemenin, esas olana odaklamanın, mutluluğu bulmanın, kendinizi gerçekleştirmenin ve özgürlüğün aracıdır. Minimalist bir yaşamla beraber kendimize daha çok vakit ayırabilir, uyaranların sayısını azaltarak daha dingin olup odak noktamızı arttırabiliriz.



Yorumlar